IstanbulJoy
İstanbul'da Ne Yapılır

5 Günde İstanbul Gezi Rehberi

İstanbul'un başlıca yerlerini, gizli köşelerini, en iyi restoranlarını ve interaktif haritayı içeren kapsamlı 5 günlük İstanbul gezi planı.

5 Günde İstanbul Gezi Rehberi

İstanbul’u ziyaret etmek isteyenler için görmesi ve tatması gereken o kadar çok şey var ki 5 günde her şeye yetişemeyebilirsiniz. Ama hepsini görme ve tatma şansınız var!

İstanbul’da aile ya da arkadaşlarınıza ev sahipliği yaptığınızda, onları bu büyülü, dinamik, durdurulamaz ve bir o kadar da zamansız şehirde gezdirmek daima büyük keyif veriyor… İstanbul’u 5 günde nasıl gezeceğinizi merak ediyorsanız rehberimizi takip edin! Sırlarımızı, favorilerimizi ve ipuçlarımızı sizinle paylaşıyoruz. Bu yalnızca bir fikir; siz onu Türkiye’de unutulmaz bir deneyime dönüştürmek için kendi zevkinize göre uyarlayabilirsiniz!

1. Gün - Bizans ve Osmanlı Başkentinin Tarihi Kalbi

Yaklaşık 3 bin yıl önce Byzantium’un kuruluşuyla başlayan tarihin izlendiği bu topraklar ziyaret edilmeden İstanbul anlaşılamaz. Bugün bile Bizans ve Osmanlı kalıntılarının iç içe geçerek Sultanahmet semtini oluşturduğu bu alanda tarih en canlı hâliyle yaşıyor. Buraya ulaşmak için T1 tramvayını tercih edin. “Sultanahmet - Blue Mosque” durağında inin.

Eski Bizans hipodromuna inin, hâlâ görebileceğiniz pist izini ve Osmanlı dönemine ait Alman çeşmesini inceleyin. Etrafınızda 360° bir tur atın ve büyünün sizi sarmasına izin verin… Ayasofya‘yı, Sultanahmet Camii’ni ve hipodromun hâlâ ayakta duran 3 sütununu göreceksiniz: Mısır dikilitaşı, yılanlı sütun, örme sütun.

Biraz daha yürüyerek (yaklaşık 10 dakika) çok az kişinin bildiği Küçük Ayasofya (Küçük Ayasofya Camii) adlı eski Bizans kilisesine ulaşabilirsiniz. Ziyaret edeceğiniz ilk cami olsun!

Sultanahmet Meydanı’na doğru ilerleyin ve ünlü “Sultanahmet Camii“nin (Batılılar tarafından Mavi Cami olarak bilinen, Türklerin ise Sultanahmet Camii ya da kısaca Sultanahmet dediği yapı) altına varın.

Caminin sağ tarafını çizen Arasta Çarşısı’ndan geçin ve Yedi Tepeler Oteli ve Restoranı’na (İstanbul’un lakabından ilham alarak isimlendirilmiş) kadar düz devam edin. Orada çay molası için çatı terasına çıkın. Yemek yemenizi önermiyorum ama Ayasofya, Sultanahmet Camii ve Marmara Denizi’ne uzanan 360°‘lik istisna manzaranın tadını çıkarın…

Dönüşte Sultanahmet Camii’ni ziyaret edin (İstanbul’un en turistik, dolayısıyla en kalabalık ve her zaman en güzel olmayan camisi ama yine de mutlaka görülmesi gereken bir yer!). Ardından Ayasofya’nın girişinin tam karşısında, tramvay hattının öte yanındaki Yerebatan Sarnıcı’na gidin.

Caferağa Medresesi’ni de ziyaret edin; eski bir Kur’an okulu olan bu yapı günümüzde sanat atölyelerine dönüştürülmüş. Girişi bulmak biraz zor ama kesinlikle değer! Öğrencilerin derslerini ve eserlerini inceleyin… Hava güzelse geleneksel yemeklerle dolu güzel ve uygun fiyatlı bir öğle yemeği yiyebilirsiniz (örneğin mantı - Türk ravyolisi - ve İmam Bayıldı - fırında patlıcan muhteşem).

2. Gün - Topkapı’dan Galata’ya: Gelenek ile Modernlik Arasındaki Köprü!

İstanbul’u Ziyaret Edin

Güne Topkapı Sarayı ziyaretiyle başlayın (fiyat ve saatler için program kontrol edin). Bunun için “Sultanahmet - Blue Mosque” tramvay durağı en kullanışlı seçenek (bir önceki gün indiğiniz durak!).

Sarayın birinci avlusuna girdikten sonra Topkapı Sarayı’nın ikinci kapısına geçmeden önce Aya İrini Kilisesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Bu ziyarette ilk Osmanlı Türklerinin yaşam tarzına dair kapsamlı bir fikir edineceksiniz (göçebe bir toplum olan Osmanlılar, sarayı da bu anlayışa uygun olarak inşa etmiş; çadırı andıran ve her biri belirli bir işleve ayrılmış yapıların toplamından oluşan sarayda mobilya az, süsleme ise son derece ince ve zarif).

Çıkışta arkeoloji müzesinin yanından geçin (ya da içini ziyaret edin).

Gülhane Parkı’na varmış olacaksınız. Burada Beltur restoranında güzel bir öğle yemeği yiyebilirsiniz (turistik alanlarda genellikle iyi konumlarda şubeleri bulunan bir zincir restoran; yemekler olağanüstü olmasa da mekân çok güzel).

Yürüyüşü sevenler tramvay raylarını takip ederek yürüyebilir (diğerleri tramvaya binebilir ;-)) eski Doğu Ekspresi garı olan Sirkeci Garı’na ulaşır. Bekleme salonlarına ve vitray pencerelere mutlaka göz atın! İçeride küçük ve ücretsiz bir müze var. Yılların anı fotoğraflarıyla kaplı duvarlarıyla Orient Express restoranında öğle yemeği ya da içeceğinizi alabilirsiniz…

Ardından Eminönü semtine varırsınız: Yeni Camii (söylemi ne kadar eski olursa olsun adı “yeni” kalan ama şu an restorasyonda olan ve ziyarete kapalı olan cami) ve Mısır Çarşısı veya Baharat Çarşısı (Mısır Çarşısı). İçinden geçin ama çarşı içinde alışveriş yapmayın; etrafındaki sokaklar çok daha uygun fiyatlı!

Sonra Galata Köprüsü’nü geçerek Haliç’i aşın (yürüyerek ya da tramvayla, tercihinize göre!). Tramvaya biniyorsanız köprüden hemen sonra Karaköy durağında inin. Tünel Funiculaire’ine girin (yolu karşıdan geçerek ya da yeraltından sol çıkıştan çıkarak). Funiculaire sizi Galata tepesinin zirvesine, İstiklal Caddesi’nin başlangıcına taşır.

Biraz aşağı inerek Galata Kulesi’ne ulaşabilir ve şehri yukarıdan seyretmek için kuleye çıkabilirsiniz (fiyat ve saatler). Son derece canlı bir semt olan bu bölge, akşam için bolca restoran, nargile barı, trend kulüp… ve çatı katı seçeneği sunuyor!

3. Gün - Haliç Kıyısında Özgün İstanbul

Bu güne başlamak için eski bir Bizans kilisesinden önce camiye, ardından müzeye dönüştürülen Kariye Müzesi’ne (Saint-Sauveur-in-Chora) gitmenizi öneriyoruz. Müzenin asıl değeri, Meryem Ana’nın hayatını bir çizgi roman gibi anlatan olağanüstü mozaikleri. Bir restorasyon çalışması ve siyasi bir karar doğrultusunda Kariye Camii şimdilik kapalı. Bunun yerine yakınındaki Konstantinopolis Surları ve Tekfur Sarayı kalıntılarını ziyaret edebilirsiniz.

Ardından sokaklardan Sultanahmet ve Haliç yönüne doğru yürüyerek inin; bu güzergâhta henüz fazla turistik olmayan ve çok güzel olan Fener ve Balat semtlerini keşfedeceksiniz. Bu mahallelerde öğle yemeği için girebileceğiniz küçük ve zarif restoranlar var.

4. Gün - İstanbul’un En Güzel Camisi, En Büyük Çarşısı ve En Yüksek Kulesi!

Aşırılıklar temasındaki bu gün… sabahın erken saatlerinde başlayın ve gerçek bir İstanbul kahvaltısına oturun - Kahvaltı (herhangi bir restoranda ya da bu konuya özel bir yerde!).

Ardından sakin adımlarla Kapalı Çarşı’ya yönelin. Oraya T1 tramvayının “Çemberlitaş” ya da “Beyazıt” duraklarından doğrudan ulaşabilirsiniz.

Kapalı Çarşı’da (Grand Bazaar ya da Kapalıçarşı) kaybolmaktan çekinmeyin (eninde sonunda 22 çıkıştan birine ulaşırsınız!). Alışveriş yapın, pazarlık edin ya da atölyelerinde çalışan zanaatkarları izlemeye gidin… Ve neden olmasın, Sultan/Sultana kıyafetleriyle fotoğraf çektirin? Dünyanın en büyük kapalı çarşısındasınız! Alışverişte halı, ikat kumaşı, lamba, seramik, hamam ürünleri bulabilirsiniz… İyi adresler arıyorsanız sorun. Ancak kapalı çarşıda baharat almayın; buradaki fiyatlar dışarıdaki sokaklara kıyasla 10 kata kadar çıkabiliyor!

6 ile 10 numaralı kapılardan çıkın ve Kanuni Sultan Süleyman Camii - Süleymaniye‘ye doğru yürüyün; büyük Osmanlı mimarı Mimar Sinan‘ın en büyük eseri olan bu cami gerçek anlamda olağanüstü. Haliç ve Boğaz girişine uzanan muhteşem manzaranın keyfini çıkarın. Aşağıdaki restoranların çatı katlarından da caminin güzel manzarasını izleyebilirsiniz.

Öğleden sonra metro M2 ile çok modern bir semt olan Levent’e gidebilirsiniz (“4.Levent” durağı); isterseniz burada Avrupa usulü alışveriş yapın, ama asıl amaç şehrin en yüksek gökdelenine ulaşmak: Sapphire İstanbul. 2011’de açılan bu yapı 220 metre yüksekliğe ulaşıyor. Üst katlara çıkış (53. ve 54. kat!) ücretli ama şehre açılan manzara inanılmaz.

5. Gün - İstanbul: Avrupa ile Asya Arasında

Konaklamanızın son günü için Dolmabahçe Sarayı’nı ziyaret etmenizi öneriyoruz; Osmanlı saraylarının çok daha modern ve barok bir yorumu olan bu yapı muhteşem. Topkapı ile karşılaştırmayı unutmayın… Giriş ücreti oldukça yüksek ama İngilizce sesli rehber dahil. T1 tramvayı ya da Taksim Funiculaire’i ile Kabataş durağında inebilirsiniz.

Çıkışta yakındaki Kabataş iskelesinden bir tekneyle Boğaz turuna çıkabilir (daha önce yapmadıysanız!) ya da Anadolu yakasına, Üsküdar’a geçebilirsiniz. Oradan Boğaz kıyısında yürüyerek Avrupa yakasının manzarasını ve Kız Kulesini seyredebilirsiniz. Adaya küçük bir araçla geçip kuleye çıkmak da mümkün!

Günün sonunda bir hamamda, berberde ya da manikür seansında dinlenerek İstanbul’dan bembeyaz ve gerçek bir Türk gibi zarif ayrılın!