IstanbulJoy
İstanbul'da Ne Yapılır

Topkapı Sarayı'nı Gezmek: Bilmeniz Gereken Her Şey

Topkapı Sarayı, şehrin en görünür tepesinde yükselen Osmanlı sarayıdır. Avlulardan haremine, gezmeden önce bilmeniz gerekenler burada.

Topkapı Sarayı'nın avlusu ve köşkleri

Topkapı, ilk Osmanlı sultanlarının İstanbul’daki sarayıdır. Aynı dönemin Avrupa saraylarına hiç benzemez, çünkü tamamen kendi kültürünün mantığıyla kurulmuştur. İstanbul’a gelip de Topkapı’yı atlamak olmaz.

Saray Nasıl Kuruldu?

Önce şunu hatırlayalım: Fatih Sultan Mehmed, 1453’te Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’i fethetti, ve şehir Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi oldu. İlk saray, bugün Beyazıt’taki üniversitenin bulunduğu alana, yani Kapalıçarşı’dan iki tramvay durağı ötesine inşa edildi. Bu yapı sonradan “eski saray” adıyla anıldı.

1460-1478 yılları arasında ise Mehmed, yarımadanın ucunda çok daha gösterişli bir yer seçti: Ayasofya’ya ve eski Bizans akropolüne komşu bu noktada yeni sarayını yaptırdı.

Bahçeleriyle birlikte saray 70 hektarı buluyor. Yani epey yürüyeceksiniz, rahat ayakkabı şart.

Topkapı Sarayı’nın planı iç içe geçmiş duvarlar, kapılar ve avlulardan oluşur, biraz iç içe Rus bebeklerini andırır. Her kapıdan geçtikçe sultana bir adım daha yaklaşırsınız. Bu avluların içinde, sonraki sultanların eklediği küçük köşkler ve kasırlar yer alır.

Saray, 1850’de Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe’ye taşınmasına kadar dört yüzyıl boyunca imparatorluğun merkezi kaldı. Bu iki sarayı arka arkaya gezmek, imparatorluğun nasıl değiştiğini görmek açısından çok şey anlatıyor. Topkapı’nın düzeni, kökleri Orta Asya’ya uzanan göçebe geleneği yansıtır: mobilya azdır ama her parça işlevseldir. Dolmabahçe ise tam tersi, ağır Batı etkisi taşıyan, rokoko ve gösterişli bir saraydır.

İmparator Kapısı ve Birinci Avlu

Topkapı Sarayı’nın İmparator Kapısı

Geziye İmparator Kapısı’ndan başlamanızı öneririm. Kapı, Ayasofya’nın arkasında, Sultan III. Ahmed’in o güzel çeşmesinin hemen yanında. Arkeoloji müzesinin üstündeki Gülhane Parkı’ndan da girilebilir, ama bu daha sönük bir giriş. Güvenlik kontrolünde biraz daha beklemek pahasına, asıl kapıyı tercih edin.

İmparator Kapısı (Bab-ı Hümayun) Alay Meydanı’na, yani Yeniçeri Avlusu’na açılır. Osmanlı döneminde de bugün de ziyaretçilere ücretsiz açık olan bu ağaçlıklı geniş bahçede törenler ve askeri geçitler yapılırdı. Şanslıysanız Mehter’in, yani Osmanlı askeri bandosunun geçişine denk gelebilirsiniz.

Aya İrini Kilisesi

Aya İrini Kilisesi, saray sınırları içindeki en eski yapıdır. 4. yüzyılda İmparator Konstantin tarafından yaptırıldığı ve şehrin ilk Bizans kilisesi olduğu söylenir. Yunanca “İrene”, İlahi Barış demek.

İstanbul’daki Aya İrini Kilisesi

Aya İrini’ye giriş ücretlidir, ama Topkapı bileti ya da MuseumPass kapsamına girer (Müzekart ile girmez).

Yapının içi çok süslü değil, ama asıl önemi başka yerde: hiç camiye çevrilmemiş sayılı kiliselerden biri. Osmanlı döneminde cephanelik ve askeri müze olarak kullanıldı, 1980’lerden beri de akustiği sayesinde klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapıyor. Turistlere ise ancak 2014’ten beri açık.

Narteksin dibinde, altın zemin üzerine yapılmış siyah haç mozaiğine dikkat edin. Bu mozaik, 8. yüzyıldaki ikonoklazm dönemini temsil ediyor; Mesih, Meryem Ana ya da azizlerin her türlü tasvirinin yasaklandığı dönem. İşin ustalığı şurada: yüzey içbükey olduğu halde haç dümdüz görünüyor.

Cellatlar Çeşmesi

Alay Meydanı’nın sonunda, bilet gişesinin yanında oldukça sıradan görünen küçük bir çeşme var. İşte bu, sultanın resmi celladının infazlardan sonra kılıcını yıkadığı çeşmedir.

Bu küçük çeşme, Topkapı cellatlarını düşünmek için iyi bir bahane. Osmanlı’da idam cezaları nadir değildi. Yalnızca sekiz yıl tahtta kalan Yavuz Sultan Selim döneminde, Topkapı’da 30.000’den fazla infaz gerçekleştiği aktarılır. Kesme tek yöntem değildi, ve en acısızı da değildi: kazığa oturtma, boğma ve suçlunun statüsüne ya da cinsiyetine göre verilen başka cezalar da vardı. İlginç bir ayrıntı: bazı durumlarda mahkûm, celladıyla yarışmayı kabul ederse cezasını ömür boyu sürgüne çevirebilirdi.

Selam Kapısı ve İkinci Avlu

Orta Kapı, yani Bab-ı Selam, İmparatorluk Divanı Avlusu’na açılır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılan iki kulesiyle dikkat çeker; bu kuleler cevap bekleyen büyükelçilerin bekleme odası olarak kullanılırdı.

Bu kapıdan yalnızca sultan at üstünde geçebilirdi. Geri kalan herkes saygı gereği atından inmek zorundaydı.

Buradan itibaren bilet gerekiyor (MuseumPass veya Müzekart), çünkü artık müzenin ücretli bölümüne giriyorsunuz. İkinci avlunun en ilgi çekici yerleri mutfaklar, divan ve tabii ki harem girişi.

Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusu

Saray Mutfakları

İmparatorluk Divanı Avlusu’nun bütün sağ tarafını sarayın devasa mutfakları kaplar. Yukarıda yükselen 20 baca, kubbe sayısıyla birebir aynı. Hepsi Kanuni döneminde Mimar Sinan’ın elinden çıkmış.

Düşünün: o dönemde mutfaklarda 1.500’den fazla kişi çalışıyor, günde 15.000 kişiye kadar yemek çıkıyordu. Mutfakların neredeyse askeri bir düzene kavuşması bu yüzden şaşırtıcı değil.

Sadece sultanı ve haremi değil, her gün Topkapı’dan geçen bütün memurları ve ziyaretçileri de doyurmak gerekiyordu. Üstüne önemli günlerde ve dini bayramlarda verilen ziyafetleri de ekleyin.

Bugün burada dev mutfak aletleri ve imparatorluk sofra takımlarından geniş bir koleksiyon sergileniyor. Sergi kronolojik sırada, sağdan başlayın. Bu arada büyük bir yemek salonu aramayın: Osmanlılar her yerde yiyebilirdi. Sofra misafirin ayağına gelirdi, misafir sofraya değil.

Topkapı Haremi

Harem girişini sakın kaçırmayın. Sultanın ve hanesinin özel daireleri olan bu bölüm, yüzyıllar boyunca Batılı gezginlerin merakını çekmiş, sayısız hikayeye konu olmuştur.

Topkapı Sarayı Haremi

Haremden çıkış doğrudan üçüncü avluya bağlanır. Eğer ikinci avluda her şeyi henüz görmediyseniz, geri dönerken tamamlayabilirsiniz.

Divan Odası ve Adalet Kulesi

Harem girişinin hemen yanında divan, yani imparatorluk konseyi odası bulunur. Burada asıl söz sahibi sultan değil, devlet işlerini vezirlerle yürüten Sadrazam’dır. Sultan toplantılara doğrudan katılmazdı. En azından göründüğü kadarıyla. Sedirlerin üstündeki küçük altın kafese bir bakın: arkasında bir oda var, ve sultan oradan görünmeden müzakereleri izleyebilirdi. Kimse onun gizlice dinlemediğine güvenemezdi.

Sedirin üstünde yükselen kuleye de göz atın: bu Adalet Kulesi. Ayasofya’nın minareleriyle aynı yüksekliğe ulaşır. Ne yazık ki ziyarete kapalı; oysa tepesinden sarayın ve harem çatılarının manzarası harika olurdu.

III. Ahmed Kütüphanesi

Divan Odası’nın hemen arkasındaki bu köşk, kitaba düşkün III. Ahmed tarafından yaptırılmış. Yakın zamanda restore edildi, ve şimdi gezmesi gerçekten keyifli.

Topkapı Sarayı’nda III. Ahmed Kütüphanesi

Küçük bir not: III. Ahmed ve Sadrazamı döneminin meşhur Lale Devri’ni (1718-1730) hatırlamak için tavana bakmanız yeter, ismin nereden geldiğini hemen anlarsınız. Kütüphanenin arkasında bir de zarif bir çeşme var.