IstanbulJoy
İstanbul Yaşamı

Kuzguncuk - İstanbul'un Renkli Boğaz Semti

Kuzguncuk, İstanbul'un Asya yakasındaki renkli ahşap evleriyle ünlü, turistik olmayan semti. Tarihi, atmosferi ve oraya nasıl gidileceği bu yazıda.

Kuzguncuk'un renkli ahşap evleriyle dolu bir sokak

Kuzguncuk, İstanbul’un kalabalık turist rotasının dışında kalan, sakin ve son derece fotojenik bir semt. Boyalı eski ahşap evleri, oyma pencereleri ve çiçekli balkonlarıyla sizi adeta 19. yüzyıla götürür. Burası aynı zamanda ilk Türk dizilerinden bazılarının çekildiği yer; sokaklarında yürürken neden bu kadar tanıdık geldiğini anlayacaksınız. İstanbul’un Asya yakasında, Üsküdar’a bağlı olan Kuzguncuk’a nasıl gidileceğini ve orada neler görebileceğinizi anlatalım.

Kuzguncuk’un en ilginç yanı tarihinde gizli. Yüzyıllar boyunca burada farklı milletlerden ve inançlardan insanlar yan yana yaşadı: Rumlar, Yahudiler, Ermeniler ve Türkler. Ana cadde İcadiye Caddesi üzerinde sinagoglar, camiler ve Ortodoks kiliseleri birbirine yürüme mesafesinde duruyor. Aynı sokakta hem ezan sesini hem de kilise çanlarını duyabilirsiniz.

Uzun yıllar komşular birbirlerinin bayramlarını birlikte kutladı. Bu iç içe geçmiş çok kültürlü hayatın semte kendine has bir dil bile kazandırdığı söylenir. Yerliler, komşu dillerden ödünç alınmış sözcükleri günlük konuşmalarına katmıştı.

Kuzguncuk’un renkli ahşap evleriyle sıralandığı tipik bir sokak

Kuzguncuk, o eski havasını bugün de büyük ölçüde koruyor. Bu “farklı” İstanbul’un sokaklarında yürümek gerçekten keyifli; samimi, sıcak ve renkli. Caddede süzülen modern arabalar olmasa, hangi yüzyılda olduğunuzu unutabilirsiniz.

Kuzguncuk’a Nasıl Gidilir?

Kuzguncuk’a ulaşmak hiç de zor değil. En hızlı yol Üsküdar iskelesinden 15 numaralı otobüse (herhangi bir harf takısıyla) binip Kuzguncuk durağında inmek; yol topu topu 5-7 dakika sürüyor.

Asya yakasındaki Üsküdar İskelesi’ne ise şöyle gidebilirsiniz:

  • Boğaz’ın altından geçen Marmaray ile gelip Marmaray Üsküdar istasyonunda inerek.
  • Eminönü, Beşiktaş ya da Boğaz’daki başka bir iskeleden kalkan vapurla.

Hava güzelse vapuru tavsiye ederim; Boğaz’ı geçerken çayınızı yudumlamak, geziye başlamanın en güzel yolu.

Kuzguncuk sahilinden Boğaz ve karşı yaka manzarası

Kuzguncuk’un Hikâyesi

Kuzguncuk adının “küçük karga” anlamına geldiği söylenir. Boğaz kıyısındaki vadiye kurulan bu yerleşim çok eskiye dayanıyor. Bizans döneminde “Altın Kiremit” anlamına gelen Hrisokeramos adıyla biliniyordu. 553 yılında İmparator Justinianus burada Meryem Ana’ya adanmış bir kilise yaptırmıştı ve çatısı altın renkli kiremitlerle kaplıydı. Bir rivayete göre “Kuzguncuk” adı, 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) buraya yerleşen Kuzgun Baba adlı saygın bir kişiden geliyor.

  1. yüzyıl belgelerinde Kuzguncuk “Yahudi köyü” olarak geçer; Asya yakasındaki ilk Yahudi yerleşimiydi. İspanya ve Portekiz’den sürülen Yahudiler 15. yüzyılda buraya gelip büyük bir topluluk kurdu. Çoğu kalıcı olarak yerleşti, kendi Ladino dilini ve geleneklerini korudu.

Yahudi nüfusunun yanı sıra burada hep Rumlar da yaşadı, 18. yüzyıldan itibaren ise kalabalık bir Ermeni topluluğu eklendi. 19. yüzyıl Kuzguncuğu ağırlıklı olarak Müslüman olmayan bir mahalleydi ama 1860 ve 1952’de iki cami de inşa edildi. 20. yüzyılda Yahudi nüfusun büyük kısmı İsrail’e göç etti. Farklı halkların mimari geleneklerinin iç içe geçmesi ve yüzyıllar süren karşılıklı saygı, İstanbul’da başka hiçbir yere benzemeyen bir mahalle ortaya çıkardı.

Bugün Kuzguncuk kimi zaman “İstanbul’un Greenwich Köyü” diye anılıyor. 1970’ler ve 80’lerde oyun yazarları, mimarlar ve şairler buraya taşınmaya başladı. Mahalleye sinen yaratıcı ve sakin “taşra” havası da biraz buradan geliyor. Tek ana cadde İcadiye Caddesi’dir ve ondan dallanan yan sokaklar var. Bu sokaklarda biraz amaçsızca dolaşıp kaybolmak, Kuzguncuk’u en iyi tanıma yolu.

Bu cadde aynı zamanda Türk televizyon tarihinin de bir parçası. İlk Türk dizilerinden Perihan Abla’nın çekimleri burada yapıldı; 1986-88 arası yayınlanan dizi öyle sevildi ki sokağın adı bile değiştirildi, artık adı Perihan Abla Sokağı. Yöre kafelerinden bazıları da isimlerini bu dizilerden aldı; örneğin geleneksel mutfağıyla bilinen Ekmek Teknesi restoranının adı 2002 tarihli aynı isimli diziden geliyor.

Kuzguncuk’ta dizilere ev sahipliği yapmış tarihi ahşap bir köşk

Mahallede başka popüler Türk dizileri de çekildi. Kuzguncuk’un ahşap evleri, geçmişte geçen sahneler için kusursuz bir dekor oluşturuyor. Burada turiste pek rastlamazsınız; gelenlerin çoğu, sevdikleri dizilerin çekim mekânlarını görmek isteyen meraklılar.

Dünyaca tanınan isimler de uğramış buraya. Yazar Dan Brown ve oyuncu Joanna Lumley bunlardan ikisi. Meryl Streep ise sahildeki aile işletmesi İsmet Baba Restaurant’ta yemek yemiş.

İcadiye Caddesi boyunca iki Rum Ortodoks kilisesi, iki sinagog, restoranlar, dükkanlar, galeriler ve bir fırın sıralanır. Semtin ilginç köşelerinden biri de Kuzguncuk Bostanı; sebze ve meyve yetiştirilen geniş, yeşil bir tarım alanı. Şehrin ortasında böyle bir bahçeye rastlamak başlı başına bir sürpriz.

Ana caddeden ayrılıp yan sokaklara dalmanızı öneririm. Kuzguncuk’un en çekici yanı, özgün vitrinli küçük dükkanları. Kafeler, fırınlar ve restoranlar yerel lezzetleri, poğaçayı ve çayı denemek için sizi durdurur. Bu arada Türkiye denince akla kahve gelse de gündelik hayatın içkisi aslında çaydır; vapurda bile elden ele dolaşır.

Sokaklarda yürümek o kadar keyifli ki neredeyse her evin fotoğrafını çekmek istersiniz. Kuzguncuk’ta bir yürüyüş insana sıcak, huzurlu bir his bırakıyor. Bu sadece güzel eski evlerden değil; semtin sakin ve dingin ritminden de kaynaklanıyor. Caddeyi yukarı doğru çıktıkça taş evler çoğalıyor ve neredeyse her biri çiçekler, el yapımı süslerle bezenmiş.

Kuzguncuk’un üst sokaklarındaki çiçeklerle süslü renkli evler

Sahil yürüyüş yolundan Boğaziçi Köprüsü’nü ve Avrupa yakasını seyredebilirsiniz. Burada ayrıca Üryanizade Ahmet Esat Efendi Camii olarak bilinen küçük ahşap camiyi de göreceksiniz. 1860’ta inşa edilen cami, yaptıran şeyhin adını taşıyor ve zarif ahşap minaresi Türkiye’nin en güzellerinden sayılıyor.

Kuzguncuk, milyonlarca insanın yaşadığı bir metropolün içinde bambaşka, küçük bir dünya gibi. Huzurlu, yaratıcı ve hiç zorlamadan kendini hissettiren bir atmosferi var. Turistik olmayan “öteki” İstanbul’u görmek istiyorsanız, listenizin başına yazın. Bir kez gelen, çoğu zaman geri dönmek istiyor.