İstanbul'dan Kapadokya'nın Peri Bacalarına Yolculuk
İstanbul'dan Kapadokya'ya bir haftalık rota: Sultanahmet, Boğaz, Göreme ve peri bacaları. Ne görülür, nasıl gidilir, kaç günde tamamlanır?

İstanbul’la Kapadokya’yı tek bir seyahatte birleştirmek, Türkiye’yi ilk kez görecek biri için yapılabilecek en doğru tercihlerden biri. Biri Bizans, Roma ve Osmanlı’nın eski başkenti, bir dünya metropolü; diğeri rüzgâr ve suyun milyonlarca yılda yonttuğu peri bacalarıyla başka bir gezegeni andıran bir bölge. Aralarında kısa bir uçuş var, geri kalanı manzara. Aşağıda bir haftaya yayılmış, acele etmeden hepsini görmenizi sağlayacak bir rota öneriyorum.

İstanbul; Boğaz kıyısı, Kapalıçarşı, Sultanahmet Camii ve Haliç gibi mimari hazinelere ev sahipliği yapıyor. Bu yapılar şehrin çok kültürlü geçmişini ve hâlâ hızla atan nabzını anlatıyor. Birkaç gün boyunca bu temponun içinde kaybolduktan sonra rotanın ikinci yarısı sizi yüzyıllardır gezginleri kendine çeken Kapadokya’ya taşıyacak.
Bölgenin imzası, yüzyıllarca süren erozyonla şekillenmiş peri bacaları, vadiler ve kanyonlar. İstanbul’un hareketli sokaklarından Kapadokya’nın sessiz vadilerine uzanan bu yol, Türkiye’nin birbirine taban tabana zıt iki yüzünü aynı seyahatte görme fırsatı veriyor.

Bir Haftalık Rota: Gün Gün Ne Görülür?
1. Gün: İstanbul’a Varış
İstanbul Havalimanı ya da Sabiha Gökçen’e indikten sonra ilk işiniz kalacağınız yere yerleşmek olacak. Şehir büyük, o yüzden havalimanından merkeze ulaşımı önceden planlamakta fayda var; HAVAİST otobüsleri, metro ve taksi en yaygın seçenekler. İlk akşamı ağır almanızı, bulunduğunuz semti yürüyerek tanımanızı öneririm.
2. Gün: Sultanahmet’in Klasik Tarihi
Günü, 6. yüzyılda inşa edilen Ayasofya ile açın. Hemen yanında, bir James Bond filmine de mekân olmuş yeraltı su sarnıcı Yerebatan Sarnıcı var. Kısa bir kahve molasının ardından zarif mavi çinileriyle ünlü Sultanahmet Camii’ne geçebilirsiniz; meydanın iki ucundaki bu iki dev birbirine bakar.
Öğleden sonra 1455’te kurulan, 4.000 dükkânıyla bir zamanlar Konstantinopolis’in ticaret kalbi olan Kapalıçarşı sizi bekliyor. Buradan mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa ettiği Süleymaniye Camii’ne yürünür; şehrin en görkemli imparatorluk camilerinden biridir ve avlusundan Haliç manzarası harikadır. Günü Eminönü’ndeki Mısır Çarşısı’nda bitirin. 1663’te tamamlanan bu çarşıda baharattan kuruyemişe, lokumdan çaya her şey var. Tek günde İstanbul’u nasıl gezeceğinizi merak ediyorsanız https://istanbuljoy.com/tr/1-gunde-istanbul-rotasi/ yazısı işinizi görür.
3. Gün: İki Kıtada Yemek ve Mahalle Yürüyüşü
İstanbul’un en güzel yanlarından biri, bir günde iki kıta görebilmeniz. Sabahı Avrupa yakasındaki Beşiktaş’ta geçirin: dar sokakları dükkân, lokanta, bar ve teraslarla dolu, sokak lezzetlerini denemek için ideal bir semt. Öğleden sonra vapurla Boğaz’ı geçip Asya yakasındaki Üsküdar’a inin. İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Üsküdar daha sakin, daha mahalle havasında. Çarşısında gezinin, sahile inip karşı kıyıyı seyredin.
4. Gün: Kapadokya’ya Geçiş ve İlk Vadiler
Bu gün havayolu devreye giriyor. İstanbul’dan Nevşehir ya da Kayseri’ye yaklaşık 1,5 saatlik bir uçuş var; iki havalimanı da Kapadokya’nın merkezine birer saat mesafede. Havalimanından otelinize servis araçları ve transfer şirketleri çalışıyor, isterseniz araç da kiralayabilirsiniz; vadileri kendi başınıza dolaşmak için araba büyük kolaylık.
Atçılık sevenler için Kapadokya’nın adı bile bu sevgiden geliyor: bölge eski çağlarda “güzel atlar ülkesi” diye anılırmış. Gül ve Kızıl Vadiler, Aşk Vadisi ve çevresinde 2 ila 4 saatlik rehberli at turları yapılıyor; kaya formasyonlarının arasından geçmek bambaşka bir deneyim. Yemek pişirmeye meraklıysanız Ürgüp’e birkaç kilometre uzaklıktaki küçük Ayvalı köyünde Anadolu mutfağı atölyeleri düzenleniyor. Bölgesel tarifleri yerinde öğrenmenin yanı sıra geleneksel bir Anadolu evinin içini görme şansı da buluyorsunuz.
5. Gün: Göreme’nin Hazineleri
Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göreme Açık Hava Müzesi’ni gezeceksiniz. 4. yüzyıla uzanan kayaya oyma kiliseler, yeraltı mekânları ve 10-13. yüzyıllara ait duvar resimleri bir arada. Yılanlı Kilise, Tokalı Kilise ve eski refektuvarlar gezilecek başlıca yerler.
Günün devamında 9-10. yüzyıllarda önemli bir Hristiyan merkezi olan Zelve’ye geçin. Yeraltı evleri, tüneller ve küçük kiliselerle dolu üç vadide yürüyebilir, Göreme ve Devrent vadilerinin panoramik manzarasını yakalayabilirsiniz. Aşk Vadisi olarak da bilinen Güllüdere Vadisi’nde yaklaşık 1,5 saatlik keyifli bir yürüyüş yapılır. Günü, adını şarabıyla duyurmuş Ürgüp’te bir kaya mahzeninde tadım yaparak bitirebilirsiniz.
6. Gün: Serbest Gün ve İstanbul’a Dönüş
Uçağınızdan önce eski kasabaları dolaşmak, bir müze gezmek ya da son hediyelikleri almak için vakit ayırın. Uçhisar Kalesi’ne çıkıp bölgeye tepeden bakmak, Kapadokya’ya veda etmenin en güzel yolu. Ardından havalimanına dönüp İstanbul uçağına binersiniz.
7. Gün: İstanbul’un Asya Kıyısı, Kadıköy
Eskiden Khalkedon adıyla bilinen Kadıköy, yıllardır İstanbul’un en yaratıcı, en hareketli semtlerinden biri. Sanatçılar, müzisyenler ve yazarlar burada bir araya gelmiş; bugün hem ekonomik hem kültürel olarak şehrin önemli merkezlerinden.
Çarşıya vapurla varmak en güzeli; iskeleden çıkar çıkmaz kendinizi geleneğin ve modernin iç içe geçtiği kalabalık bir pazarda bulursunuz. Hipster kafelerin ve plak dükkânlarının yanında taze meyve sebze, baharat, balık ve geleneksel tatlılar sıralanır. Kadıköy çağdaş sanattan müziğe pek çok alanda nabız tutan bir yer; ebru gibi geleneksel sanatlarla da burada tanışabilirsiniz. Yürüyüşü, yaratıcı atmosferi nedeniyle “İstanbul’un Brooklyn’i” diye anılan Moda’da bitirmenizi öneririm; sahil yolu gün batımında muhteşemdir.
