IstanbulJoy
İstanbul'da Ne Yapılır

İstanbul'da Ücretsiz Yürüyüş Turları

İstanbul'da ücretsiz yürüyüş turları nasıl işler, nereden başlar, hangi mekanları kapsar? Sultanahmet ve çevresini yürüyerek keşfetmenin pratik rehberi.

İstanbul'da ücretsiz yürüyüş turuna katılan bir grup gezgin

İstanbul’u tanımanın en iyi yolu yürümektir. Eski şehrin başlıca anıtları birbirine çok yakın, sokaklar sürprizlerle dolu ve ancak yavaş ilerlerken şehrin gerçek ritmini hissedebiliyorsunuz. Şehirde “ücretsiz yürüyüş turu” (free walking tour) denilen bir format da var: rehberler gezinin sonunda memnun kaldığınız kadar bahşiş vermeniz esasıyla çalışır, yani sabit bir bilet ücreti yoktur. Bu turlar genellikle Sultanahmet Meydanı çevresinden, Sultanahmet Camii ile Ayasofya’nın arasındaki alandan başlar; çoğu sabah erken saatlerde toplanır. Buluşma noktasında rehberleri bulmak için çoğu zaman ortak bir tişört rengini veya şemsiyeyi ararsınız.

İster böyle bir turla, ister kendi başınıza yürüyün, aşağıdaki güzergah Tarihi Yarımada’nın özetini çıkarır. İsterseniz bir gününüz olsun, isterseniz birkaç saat, bu rotayı kendi temponuza göre kısaltıp uzatabilirsiniz. Şehri keşfetmek için bir gününüz varsa bir günlük İstanbul rotası yazımız da iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Sultanahmet Camii

Sultanahmet Camii’nin altı minareli silüeti

Çoğu yürüyüşün kalbi Sultanahmet Camii’dir; yabancılar arasında “Mavi Cami” adıyla bilinir. Adını iç duvarlarını kaplayan binlerce mavi-yeşil İznik çinisinden alır. 17. yüzyılın başında Sultan I. Ahmed döneminde inşa edilmiş, altı minaresiyle dönemin alışılmış cami planından ayrılarak büyük yankı uyandırmıştır. Cami hâlâ ibadete açık olduğu için ziyaret saatleri namaz vakitlerine göre değişir; içeri girmeden önce omuzları ve bacakları kapatan kıyafet gerekir, kadınlar için başörtüsü girişte temin edilebilir. Caminin tarihçesi ve mimarisi hakkında daha fazla bilgiyi Sultanahmet Camii yazımızda bulabilirsiniz.

Ayasofya

Ayasofya’nın dış cephesi ve minareleri

Meydanın diğer ucunda Ayasofya yükselir. Yaklaşık 1.500 yıllık bu yapı, önce kilise, ardından cami, uzun yıllar müze ve bugün yeniden cami olarak hizmet veren bir mimari mucizedir. Devasa kubbesi inşa edildiği dönemde mühendislik açısından eşi görülmemiş bir başarıydı ve yüzyıllarca dünyanın en büyük kapalı mekanlarından biri olarak kaldı. İçeride hem Bizans dönemine ait altın mozaiklerin izlerini hem de Osmanlı dönemine ait büyük hat levhalarını bir arada görürsünüz. Anlatılacak çok hikayesi var; bunlardan bazılarını Ayasofya hakkında beş hikaye yazımızda topladık.

Topkapı Sarayı

Topkapı Sarayı’nın avlusu ve tarihi yapıları

Ayasofya’nın hemen arkasından Sarayburnu yönüne yürürseniz Topkapı Sarayı’na ulaşırsınız. Osmanlı sultanları yaklaşık dört yüzyıl boyunca devleti buradan yönetti. Saray tek bir bina değil, art arda gelen avlular, köşkler, mutfaklar ve Harem’den oluşan geniş bir kompleks. Avlular arasında dolaşmak ücretsiz değildir ama bahçeleri ve Haliç ile Boğaz’a bakan teraslarıyla en güzel manzaralı duraklardan biridir. İçerideki hazine ve kutsal emanetler bölümleri için ayrı bilet gerekebilir; sıraların uzadığı yaz aylarında erken gitmek işinizi kolaylaştırır.

Yerebatan Sarnıcı

Yerebatan Sarnıcı’nın aydınlatılmış sütunları

Sultanahmet Meydanı’nın hemen yanındaki bir kapıdan inerek bambaşka bir dünyaya, Yerebatan Sarnıcı’na geçebilirsiniz. 6. yüzyılda İmparator I. Justinianus döneminde yapılan bu yeraltı su deposu, yüzlerce sütunla taşınan loş ve serin bir mekandır. En çok merak edilen detay, köşedeki iki devasa Medusa başıdır; biri yan, biri ters yerleştirilmiştir ve kökenleri hâlâ tartışılır. Sarnıç sıcak yaz günlerinde serinlemek için de iyi bir moladır. Yapının tarihi ve ziyaret bilgileri için Yerebatan Sarnıcı yazımıza bakabilirsiniz.

Kapalıçarşı

Kapalıçarşı’nın kemerli ve kalabalık geçitleri

Sultanahmet’ten yukarı, Beyazıt yönüne yürüyüş sizi Kapalıçarşı’ya getirir. Dünyanın en eski ve en büyük kapalı çarşılarından biri olan bu labirentte binlerce dükkan, halı ve kilimden takıya, baharattan seramiğe kadar her şeyi satar. Burada pazarlık günlük hayatın bir parçasıdır; acele etmeden dolaşın, bir çay ikramını geri çevirmeyin ve kaybolmaktan korkmayın, çünkü kaybolmak bu çarşının en keyifli yanı. İstanbul’un diğer tarihi pazarlarını merak ediyorsanız İstanbul’daki çarşılar yazımız yol gösterebilir.

Galata ve Haliç

Galata Köprüsü ve arkadaki Galata Kulesi manzarası

Tarihi Yarımada’yı gezdikten sonra Eminönü’ne inip Galata Köprüsü’nü yürüyerek geçebilirsiniz. Köprünün üstünde balıkçılar oltalarını sallar, altındaki katta balık restoranları sıralanır; her iki yöne baktığınızda Haliç’in ve Boğaz’ın açıldığı manzara şehrin en güzel kareleridir. Karşı yakaya geçtiğinizde sizi Karaköy’ün canlı sokakları ve yukarıda Galata Kulesi karşılar. Haliç’in tarihini ve çevresinde gezilebilecek yerleri ayrıntılı anlatan Haliç yazımızı da okumanızı öneririm.

Kısacası İstanbul’u en iyi adımlarınızla tanırsınız. Başlıca cazibe merkezlerinin çoğu birbirine yürüme mesafesinde olduğu için tek bir günde bile şehrin tarihine, kültürüne ve günlük telaşına dokunabilirsiniz. İster rehberli bir yürüyüş turuna katılın ister kendi rotanızı çizin; rahat ayakkabılarınızı giyin, su şişenizi yanınıza alın ve şehrin sizi şaşırtmasına izin verin.

https://www.youtube.com/watch?v=mA9lYWyXMYU