İstanbul'un Saklı Köşeleri
İstanbul'un kalabalığından uzak saklı köşeleri: Aydos Tepesi, Riva Elmasburnu, İncegiz Mağaraları, Marmaracık Koyu ve Anadolu Hisarı rehberi.

İstanbul’un insan kalabalığından bunaldıysanız, klakson sesleri yerine kuş cıvıltısıyla uyanmak, fast food yerine mangal keyfini yaşamak ve serinlemek için kendinizi bir koyun suyuna bırakmak fena olmazdı, değil mi? Şehrin tam da bunu sunan ücra köşeleri var. Hepsi belediye sınırları içinde, çoğuna toplu taşımayla ya da kısa bir araba yolculuğuyla ulaşıyorsunuz, ama hava ve manzara bambaşka.

1. Aydos Tepesi
537 metre zirve yüksekliğiyle Aydos, İstanbul’un en yüksek noktasıdır. Kartal, Pendik, Sultanbeyli ve Sancaktepe ilçelerinin kesiştiği bölgede yer alır ve adını, bugünkü Sultanbeyli sınırları içinde, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma Aydos Kalesi’nden alır.
Aydos, Latince’de “kartal” anlamına gelen “Aetos” sözcüğüyle ilişkilendirilir; Marmara’ya bakan Kartal ilçesinin adının da aynı kökten geldiği düşünülür. Bölge Osmanlı döneminde av sahası olarak kullanılmış, bu da çam ormanının ne kadar zengin olduğunu gösterir. Zirveye çıkan patikalar fazla zorlamadan yürünür ve yukarıdan şehri, hava açıksa Marmara’yı görürsünüz.

Aydos Gölü ise tepenin karşı yamacındaki ormanda saklıdır. Burada zirveden farklı bir bitki örtüsü görür, sakin bir yürüyüş yapar ve bol bol fotoğraf çekersiniz. Yanınızda su ve bir şeyler atıştıracak bir şey götürmeniz iyi olur, çünkü zirvede dükkan yok.
2. Elmasburnu
Elmasburnu Mesire Alanı, Beykoz’un Riva köyünün hemen yanında, Karadeniz kıyısında yer alır ve özellikle Anadolu Yakası’ndan gelenlerin sevdiği bir mekandır. Uzun kumsalı, ardındaki çam ormanı ve sessizliğiyle pek çok tatil beldesini aratmaz. Denizle yeşil tepelerin buluştuğu bu noktada pikniğinizi yaparken zaman zaman yunus bile görebilirsiniz.

Riva’ya İstanbul’un merkezinden yaklaşık yarım saatte ulaşılır. Kavacık üzerinden TEM bağlantı yoluyla gidip, oradan Riva yönüne yaklaşık 20 dakikada varırsınız. Elmasburnu, Riva’nın en gözde plajı sayılır; başka kumsallar da var ama burası yeşille iç içe olduğu için öne çıkar.
Plajda yüzebilir, sahil boyunca yürüyebilir ve piknik yapabilirsiniz. Kayalıklarda olta atanlara, çadır kuranlara ve zıpkınla dalış yapanlara rastlamak olağandır. İstanbul’a yakın olması ve kalabalıktan uzak durma imkanı, burayı kafa dinlemek isteyenler için iyi bir seçenek yapıyor. Kara kayaların Karadeniz’in mavisini böldüğü küçük koylarda, Martı Adası’ndaki deniz kuşlarını izleyebilir, Riva boyunca uzun bir yürüyüşe çıkabilirsiniz. Beykoz’un Mahmut Şevket Paşa köyüyle birleştirip aynı gün ikisini birden gezmek de mümkün.
3. Çatalca İncegiz Köyü
Çatalca’ya bağlı küçük bir yerleşim olan İncegiz Köyü, kültürünü, tarihini ve geleneklerini bugüne taşımayı başarmış sakin yerlerden biridir. Asıl ilgi çeken nokta ise köyün hemen yakınındaki İncegiz Mağaraları.
Kemal Sunal Mağaraları olarak da anılan bu mağaralar, eski Türk sinemasının pek çok sahnesine ev sahipliği yapmış; eski Tarkan filmleriyle Kemal Sunal’ın bazı filmleri burada çekilmiştir. Mağaralar genellikle 3-4 katlı bir yapıya sahiptir. Alt bölümlere rahatça girersiniz, ama en üst kata çıkmak biraz uğraş ister.

Tarih ve doğanın iç içe geçtiği bir vadi. Çatalca’nın yaklaşık 2.500 yıl önce kurulduğu bu bölgede, kayalara oyulmuş büyük mağaralar ve gökyüzüne uzanan ağaçlar sizi karşılar. Çatalca’dan Subaşı yönüne giden asfalt yolun 3. kilometresinde sola dönüp yaklaşık 6 km ilerleyince köye kolayca ulaşırsınız.
4. Marmaracık Koyu
Sarıyer’deki Rumeli Feneri köyünün yanı başında, Karadeniz kıyısı boyunca uzanan koylardan biridir. Sert Karadeniz’in burada dinlendiğini, küçük bir koyun çam ağaçlarına doğru uzandığını görürsünüz. İster koşmak, oynamak ve yüzmek için gelin, ister sadece doğanın sessizliğini dinlemek için, koy ikisine de uygun.
Kamp alanı, ahşap evler, köy kafesi, restoran, plaj, mini golf sahası ve yelken imkanları bir araya gelince, Marmaracık Koyu yılın her mevsiminde ziyaretçi çeker. Yerleşim bölgesinden yaklaşık 500 metre uzaktaki bu koy, kafa dinlemek için sakin ve huzurlu bir nokta.

Tesislerde ahşap ve doğal taşın kullanılmış olması, çevreye gösterilen özenin görünür bir işareti. Hafta sonu kalabalıklaşabildiği için, sakinliği seviyorsanız erken saatlerde ya da hafta içi gitmek daha keyifli olur.
5. Anadolu Hisarı, Göksu ve Küçüksu
Güzelce Hisar olarak da bilinen Anadolu Hisarı, Yıldırım Bayezid tarafından 1393-1394 dolaylarında, Boğaz’ı kontrol altına almak ve İstanbul’un fethine zemin hazırlamak amacıyla inşa edildi. Osmanlı askeri mimarisinin erken ve önemli örneklerinden biri kabul edilir.
Avrupa yakasındaki Rumeli Hisarı ile Anadolu Hisarı, Boğaz’ın en dar noktasında karşılıklı durur. Eskiden küçük bir balıkçı köyü olan Anadolu Hisarı semti, bugün renkli tarihi yalı ve evleriyle dikkat çeker. Hisar zamanla askeri önemini yitirdi ve Boğaz’ın en güzel manzaralarından birini sunan bir yapıya dönüştü.

Semtin en sevilen iki noktası Göksu ve Küçüksu mesire alanlarıdır. Göksu, denizle yeşil tepelerin buluştuğu sahili ve patlıcanıyla bilinir; nemli vadi toprağında yetişen Göksu patlıcanı, yumuşak ve az tohumlu yapısıyla İstanbul mutfağında değer görür. Sahil ise yerel halkın piknik yapıp buluştuğu bir yer.

Aynı bölgedeki Küçüksu Kasrı, zarif mimarisiyle gezinizi tamamlamak için ideal. Boğaz kıyısındaki bu küçük av köşkü, sade dış görünüşünün ardında oldukça süslü bir iç mekan saklar ve fotoğraf için bulunmaz bir kare sunar.
