5 Günde İstanbul Gezi Rehberi
İstanbul'u 5 günde gezmek için gün gün rota: Sultanahmet, Topkapı, Galata, Fener-Balat, Kapalıçarşı ve Boğaz. Pratik ipuçları ve favori duraklar.

İstanbul’da görülecek, tadılacak o kadar çok şey var ki beş gün bile yetmeyebilir. Ama doğru bir rota kurarsanız şehrin en önemli yerlerini, birkaç saklı köşesini ve iki kıtasını rahatça gezebilirsiniz. Aşağıdaki plan misafirlerimi gezdirirken yıllar içinde oturttuğum, denenmiş bir program. Hazır bir reçete değil; kendi temponuza, ilgi alanınıza göre kısaltıp uzatabilirsiniz.
1. Gün: Bizans ve Osmanlı Başkentinin Tarihi Kalbi

İstanbul’u Sultanahmet’i görmeden anlamak zor. Yaklaşık üç bin yıl önce kurulan eski Byzantion’dan başlayıp Bizans ve Osmanlı izlerinin iç içe geçtiği bu alan, şehrin tarihinin en yoğun yaşandığı yer. Buraya gelmek için T1 tramvayını kullanın ve “Sultanahmet” durağında inin.
İlk olarak eski Bizans hipodromuna inin. Hâlâ takip edebileceğiniz pist izini ve Osmanlı dönemine ait Alman Çeşmesi’ni inceleyin. Etrafınızda yavaşça bir tur atın: bir yanda Ayasofya, öbür yanda Sultanahmet Camii, ortada ise hipodromdan kalan üç anıt var. Mısır dikilitaşı, yılanlı sütun ve örme sütun.
Buradan yaklaşık 10 dakika yürüyerek çok az ziyaretçinin bildiği Küçük Ayasofya Camii’ne ulaşabilirsiniz. Eski bir Bizans kilisesi olan bu sakin yapı, gezide göreceğiniz ilk cami olsun.
Sonra Sultanahmet Meydanı’na dönün ve ünlü Sultanahmet Camii’nin altına varın. Batıda Mavi Cami olarak bilinen bu yapıya Türkler genellikle kısaca Sultanahmet der.
Caminin sağ tarafından uzanan Arasta Çarşısı’ndan geçin ve Yedi Tepeler Oteli ve Restoranı’na kadar düz devam edin (adını İstanbul’un yedi tepesinden alıyor). Burada bir çay molası için çatı terasına çıkın. Yemek için en iyi adres değil ama Ayasofya, Sultanahmet Camii ve Marmara Denizi’ne uzanan manzara tek başına gelmeye değer.
Dönüşte Sultanahmet Camii’ni gezin. Şehrin en turistik, dolayısıyla en kalabalık camisi ama yine de mutlaka görülmeli. Ardından Ayasofya’nın girişinin tam karşısında, tramvay hattının öbür tarafındaki Yerebatan Sarnıcı’na geçin.
Yakındaki Caferağa Medresesi’ne de uğrayın. Eski bir Kur’an okulu olan bu yapı bugün sanat atölyelerine ev sahipliği yapıyor. Girişi bulmak biraz zor ama emek değer. Öğrencilerin çalışmalarını izleyebilir, hava güzelse avludaki küçük mekânda uygun fiyatlı, geleneksel bir öğle yemeği yiyebilirsiniz. Mantı ve fırında patlıcanla yapılan İmam Bayıldı buranın en güzel seçenekleri.
2. Gün: Topkapı’dan Galata’ya, Gelenekle Modernlik Arasında

Güne Topkapı Sarayı ile başlayın (güncel giriş ücreti ve saatleri önceden kontrol edin, bayram günleri kalabalık olur). En yakın durak yine “Sultanahmet”; bir önceki gün indiğiniz yer.
Sarayın birinci avlusuna girdikten sonra, ikinci kapıya geçmeden önce Aya İrini Kilisesi’ni görebilirsiniz. Topkapı, ilk Osmanlı sultanlarının yaşam tarzına dair iyi bir fikir verir. Göçebe geçmişten gelen Osmanlılar sarayı da bu anlayışla kurmuş: her biri belirli bir işleve ayrılmış, çadırı andıran ayrı yapılardan oluşan, mobilyası az ama süslemesi son derece ince bir bütün.
Çıkışta Arkeoloji Müzeleri’nin yanından geçin, vaktiniz varsa içini de gezin. Hemen ardından Gülhane Parkı’na varırsınız; gölgeli ağaçlarının altında biraz dinlenmek için ideal.
Yürümeyi sevenler tramvay raylarını takip ederek eski Şark Ekspresi durağı olan Sirkeci Garı’na inebilir (diğerleri tramvaya biner). Bekleme salonlarına ve vitray pencerelere mutlaka bakın; içeride küçük, ücretsiz bir tren müzesi de var.
Sonra Eminönü’ne geçersiniz. Burada Yeni Cami ile Mısır Çarşısı (Baharat Çarşısı) sizi karşılar. Çarşının içinden geçip atmosferi görün ama alışverişi çevredeki sokaklara bırakın; oradaki fiyatlar çok daha uygun.
Ardından Galata Köprüsü’nü geçerek Haliç’in karşısına yürüyün ya da tramvayla geçin. Tramvaydaysanız köprüden hemen sonra Karaköy durağında inin. Buradan tarihi Tünel füniküleriyle Galata tepesinin zirvesine, İstiklal Caddesi’nin başlangıcına çıkabilirsiniz.
Biraz aşağı inip Galata Kulesi’ne ulaşın ve şehri yukarıdan görmek için kuleye çıkın. Çok canlı olan bu çevre, akşam için bolca restoran, nargile mekânı, bar ve çatı terası sunuyor.
3. Gün: Haliç Kıyısında Özgün İstanbul

Güne, önce kilise sonra cami olarak kullanılmış olan Kariye‘ye (Khora) giderek başlayın. Buranın asıl değeri, Meryem Ana’nın hayatını adeta resimli bir öykü gibi anlatan olağanüstü mozaik ve freskleri. Yakın dönemde yapı yeniden cami olarak düzenlendiği için iç mekânın durumu zaman zaman değişebiliyor; gitmeden güncel ziyaret koşullarını kontrol edin. Yakınındaki Konstantinopolis Surları ve Tekfur Sarayı kalıntılarını da görebilirsiniz.
Buradan sokaklardan aşağı, Haliç yönüne yürüyün. Bu güzergâhta henüz çok turistik olmamış, fotoğraf çekmesi keyifli Fener ve Balat mahallelerini keşfedersiniz. Renkli evlerin arasındaki küçük restoranlardan birinde öğle yemeği yiyebilirsiniz.
4. Gün: İstanbul’un En Görkemli Camisi ve En Büyük Çarşısı

Bu güne erken ve doyurucu bir Türk kahvaltısıyla başlamanızı öneririm; gün uzun olacak. Ardından sakin adımlarla Kapalıçarşı’ya yönelin. Oraya T1 tramvayının “Çemberlitaş” ya da “Beyazıt” duraklarından kolayca ulaşırsınız.
Kapalıçarşı’da kaybolmaktan çekinmeyin; eninde sonunda çıkış kapılarından birine ulaşırsınız. Pazarlık yapın, atölyelerinde çalışan zanaatkârları izleyin, dilerseniz geleneksel kıyafetlerle hatıra fotoğrafı çektirin. Halı, ikat kumaş, seramik, lamba ve hamam ürünleri buranın en sevilen alışverişleri. Ama baharatı yine çarşının dışındaki sokaklardan alın; içerideki fiyatlar belirgin biçimde yüksek olabiliyor.
Çarşının batı kapılarından çıkıp Süleymaniye Camii’ne doğru yürüyün. Büyük mimar Sinan‘ın başyapıtlarından olan bu cami, hem mimarisi hem de Haliç’e bakan manzarasıyla gerçekten etkileyici. Çevredeki restoranların çatı katlarından da camiyi ve Boğaz girişini izleyebilirsiniz.
Öğleden sonra M2 metrosuyla modern bir iş semti olan Levent’e geçebilirsiniz. Buradaki gökdelenler ve alışveriş merkezleri, gün boyu gezdiğiniz tarihi dokunun tam zıttı bir İstanbul yüzü gösterir. İki yakası bu kadar farklı az şehir vardır.
5. Gün: Avrupa ile Asya Arasında

Son gün için Dolmabahçe Sarayı’nı öneririm. Osmanlı saray geleneğinin çok daha modern, barok bir yorumu olan bu yapı, Topkapı’nın sade çadır mantığının tam karşıtı; ikisini peş peşe görmek güzel bir kontrast oluşturuyor. Giriş ücreti yüksek tarafta. T1 tramvayı ya da Taksim füniküleriyle Kabataş’a inerek ulaşabilirsiniz.
Çıkışta yakındaki Kabataş iskelesinden bir vapurla Boğaz boyunca ilerleyebilir ya da Anadolu yakasına, Üsküdar’a geçebilirsiniz. Boğaz’ı kendi temponuzda, kalabalık olmadan görmek isterseniz Su Yatçılık ile özel yat turu da güzel bir alternatif; iki yakayı ve saray sırasını denizden izlemek bambaşka oluyor. Üsküdar sahilinde yürürken karşı yakanın silüetini ve Kız Kulesi’ni görürsünüz; kuleye küçük teknelerle kısa bir geçişle ulaşmak da mümkün.
Günü bitirmenin en güzel yolu bir hamamda dinlenmek. Şehirden hem temizlenmiş hem rahatlamış, gerçek bir İstanbul ritmine alışmış olarak ayrılırsınız.
